Takıntı Hastalığı (Obsesif Kompulsif Bozukluk-OKB)

  • “Evden çıkmadan önce ocağı en az 5 kere kontrol ederim.”
  • “Ellerimi günde 15-20 defa yıkamazsam rahat edemem.”
  • “Zihnimde çok rahatsız edici görüntü ve düşünceler var, olmayacak yerlerde aklıma geliyorlar.”
  • “Benim istediğim düzende olmazsa o ortamda duramam.”
  • “Rezil olmaktan ve hata yapmaktan çok korkarım, rezil olacağıma ölürüm daha iyi.”

Sizin de sürekli tekrarladığınız bu tür davranışlar ve aklınızdan çıkmayan düşünceler var mı?

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) nedir?

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) bir anksiyete (kaygı) bozukluğudur. Obsesyon (takıntı) kişinin zihninden atamadığı, istenmeyen, takıntılı düşünce, fikir ve görüntüler olarak tanımlanır. Herkesin zihninde zaman zaman rahatsız edici düşünceler belirebilir ancak obsesif kompulsif bozukluk hastaları için bu durum dayanılmaz hale gelerek günlük hayatlarını sürdürmeye engel olur. Kompulsiyon ise, obsesif kompulsif bozukluğa sahip kişilerin obsesif düşüncelerinden kaynaklanan, tekrar eden davranışlardır.

En sık görülen obsesyon (takıntı) belirtileri şunlardır:

  • Temizlik takıntısı: Kişinin kendisine ya da başkalarına mikrop bulaşmasından şiddetli derecede korkması.
  • Simetri ve düzen takıntısı: Kişinin çevresindeki eşyaların düzenli ve simetrik olması konusunda yaşadığı şiddetli kaygı.
  • Denetleme ve kontrol takıntısı: Kişinin kendisinin veya başkalarının zarar görecek olmasından aşırı kaygılanması.
  • Yasak düşünceler korkusu: Din, cinsellik ya da şiddet ile ilgili istenmeyen, toplum tarafından kabul görmeyen düşünceler.

Obsesyonlar kısaca, anksiyeteyi (kaygıyı) rahatlatmak amacıyla yapılması zorunlu olan adeta ayinleştirilmiş eylemler olarak tanımlanırlar. OKB kişinin çalışma ve toplumsal yaşamını önemli ölçüde bozduğu için durumdan kişinin ailesi ve çalışma arkadaşları da etkilenirler.

Freud OKB’nin klinik belirtilerini aşağıdaki biçimde açıklar:

“Hastanın zihni gerçekte kendisini hiç ilgilendirmeyen düşüncelerle doludur ve kendisine yabancı gelen dürtüler hissetmektedir. Arada bir karşı duramadığı bazı eylemlere geçmek zorunda kalır. Zihnine takılan bu düşünceler (obsesyonlar) hasta için hiçbir anlam taşımadığı için, çoğu kez kendisine de saçma gelir. Karşı koymayı bir türlü başaramadığı bu düşünceler onu bitkin düşürene dek oyalar ve bir ölüm-kalım sorunuyla karşılaşmışçasına kaygılandırır. Çoğu saçma ve çocuksu olan bu düşünceler, hastaya yabancı geldiği gibi onu dehşet içinde de bırakır ve sanki bunlar gerçekleşecekmişçesine önlemler almasına neden olur. Bu düşünceler aslında hiçbir zaman eyleme dönüşmezse de, hastanın kendisine bu düşünceleri anımsatan durumlardan sürekli kaçmasına nende olur. Hastanın kendi isteği dışında yaptığı bu davranışlar, günlük yaşamın olağan etkinlikleri olan, yatağa girme, yıkanma, yürüyüşe çıkma gibi eylemlerin abartılmış ve törensel biçimlerinden öteye gitmez, ne var ki, “obsesif davranış” ya da “kompulsiyon” denilen bu zararsız davranışlar kişinin isteği dışında yapılırlar.”

Aşağıdaki örnek, Freud’un yukarıdaki tanımını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır:

“Elli yaşlarında, ünlü bir firmanın CEO’su olan Hakan bey, kendisini çok rahatsız eden, ancak bir türlü denetimi altına alamadığı düşüncelerden yakınarak kliniğe başvurmuştu. Anlattığına göre, Hakan bey kalabalık ve babaerkil düzende yaşayan bir ailenin en küçük erkek çocuğuydu ve baba ile kardeşler arasında, yaşça büyük olanın kendinden küçüğü ezmesi üzerine kurulmuş bir düzen sonucu herkes tarafından itilmiş, ağabeylerinden sık sık dayak yemiş ve üvey annesi tarafından cezalandırılmak için karanlık yüklüklere kapatılmıştı. Çocukken kimsenin kendisini okşamadığını ve tatlı bir söz söylemediğini anlatan Hakan bey, yetişkinlik döneminde yardımsever ve uysal davranışları, disiplinli ve dürüst tutumu nedeniyle çevresinde saygı uyandırmış ve giderek mesleğinde yükselmişti. Dış çevresine ne denli uysal davranmışsa çocuklarına o denli sert ve katı bir disiplin uygulamış, onlara kendi çocukluğundaki acıları yaşatmıştı.

Kendini bildi bileli vesveseli, ürkek ve kararsız bir kişi olduğunu, ancak çevresindekilere bunun tam karşıtı bir izlenim vermiş olduğunu anlatan Hakan bey’in yakınmalarının başlangıcı çok eski tarihlere gitmekteydi. Yaklaşık on yıl önce katıldığı bir iş toplantısında birden ayağa kalkıp “Halimeyi samanlıkta bastılar” şarkısını söylemek için dayanılmaz bir istek duyduğunu, daha doğrusu böyle bir davranışa geçmekten ürktüğünü anlatan Hakan bey, bu uygunsuz şarkıyı bir yerde duymuş olabileceğini, ancak nasıl olup da zihnine takılmış olduğunu anlayamadığını, ya şarkıyı söylersem korkusu içinde toplantıyı terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Bu olaydan kısa bir süre sonra bir gün saygı duyduğu biriyle konuşurken “gıt gıt gıdak!” sesleri sesleri çıkarmamak için kendisini zor tuttuğunu, o günlerden bu yana benzer düşüncelerin sık sık zihnine takıldığını anlatarak, bu düşüncelerin eyleme dönüşmesinden ve bu yüzden herkesin karşısında küçük düşmekten çok korktuğunu anlattı.”

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile ilgili bilmeniz gereken diğer gerçekler şunlardır:

  • OKB düşünceleri çarpıtır. Gerçekte var olmayan, mantıkdışı şeylere inanmanıza sebep olur. Bu düşüncelere OKB’nin sebep olduğunu fark ettiğiniz an onu yenmeye başlarsınız.
  • Egzersiz ve yürüyüş OKB’nin düşmanıdır. Yürüyüş ve spor, istenmeyen düşünceleri ve kaygıyı defeder.
  • OKB, tüm ilgiyi kendi üstünde ister. Sürekli takıntılı davranışlarınıza odaklanıp tüm enerjinizi tüketmek ister. Sevdiklerinizin ve sizi destekleyen, önemseyen kişilerin yakınınızda olmasına tahammül edemez.
  • OKB, mutlu ve iyi olmayı hak ettiğiniz düşüncesine karşıdır.
  • OKB’nin varlığını kabul etmeniz, ona gücünü kaybettirir.
  • Kendinize ve mantıkdışı, tekrarlayan davranışlarınıza gülebilmeyi öğrendiğinizde, OKB sizden uzaklaşmaya başlar.
  • Korkularınızla yüzleşmeyi öğrendiğinizde, OKB’nin işi biter.
  • Egzersiz, mizah, sevecenlik, anlayış, zihinsel esneklik ve sevdiklerinizin desteği OKB’nin bir numaralı düşmanıdır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı) ve Geri Çağırma Terapisi

OKB’li danışanların geçmişlerine baktığımızda, sert, katı ve sevgiden yoksun aile ve ebeveyn ilişkileri ile travmatize ve örseleyici geçmiş yaşam olaylarına sıklıkla rastlıyoruz. Hatırlanan bazı spesifik anılar olmakla beraber, gelen danışanın kronik stresinden dolayı bu anılara ulaşamadığı da olabiliyor. Öncelikle mevcut kaygıyı azaltan bir teknikle danışanı anılarına gitmesi için hazırlamak, ardından da bu spesifik yaşam olaylarına çalışmak izlenecek en etkili yollardan biridir. Bu noktada size Geri Çağırma Terapisinden bahsetmek istiyorum.

Geri Çağırma Terapisi, fiziksel ve zihinsel olarak acı veren, şok ve travmatize eden anıların zihnin başka bir yerinde depolanması işlevini kullanan ve bu kayıtları tekrar çağırarak üzerimizdeki etkisini azaltan bir terapi tekniği. Terapiye göre geçmişte bir dönemde yaşadığımız ve farklı bir yere kaydedilen bu acı kayıtları kararlarımız üzerinde çok etkili. Hayatımızı ve tüm hafızamızı bir sinema filmine benzetecek olursak, acı veren olayların başka bir yere kaydedilmesi bu sinema filminde bazı sahnelerin kopmasına sebep oluyor. Bu kopukluklar, ilerde buna benzer bir durumla tekrar karşılaştığımızda, otomatik olarak devreye giriyor ve bizi kontrol ediyor. Anlam veremediğimiz korkuların, depresyonun, panik atakların, bağımlılıkların, takıntıların (OKB) ve tüm ruhsal sorunların asıl kaynağı, bu kopuk sahnelerde yatıyor. İşte Geri Çağırma Terapisi’nin amacı geçmişle bağlantı kurarak bu kayıtlara ulaşmak. Terapinin nihai hedefi ise bu kayıtlara ulaşarak bunlardaki duygusal yükü boşaltmak ve kayıtları yeniden anlamlandırmak.

Geri Çağırma Terapisi kısaca acı veren kayıtların yeniden anlamlandırılması. Bu kayıtlara ulaşıldığında ve kayıtlar anlamlandırıldığında, içindeki veriler otomatik olarak hafızamızdaki boşluklara ekleniyor ve hafızamızdaki bütünlük sağlanmış oluyor. Yani hayatımızın filmindeki kopuk sahneler yerini buluyor. Adeta bir zaman yolculuğu olan Geri Çağırma Terapisi ile tüm yaşamının kayıtlarını anlamlı bir şekilde birleştiren kişi, takıntılarından (OKB), korkularından, kaygılarından ve ruhsal problemlerinden kurtulmuş oluyor. Ve bunu yaparken de hafızamızdan hiçbir şeyi silmemiz gerekmiyor.

Bu konuda daha fazla bilgi almak için bana www.ayselkeskin.net ten ulaşabilirsiniz. Sağlıkla ve sevgiyle kalın.

AYSEL KESKİN

PSİKOLOJİK DANIŞMAN & EFT MASTER

Yazıda Engin Geçtan’ın Metis Yayınlarından çıkan “Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar” kitabından alıntı yapılmıştır.

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.